Son Konular

Akıl Ve Vahiy Arasında Bir Çelişki Olabilir Mi? Anlaşılmayan Konularda Nasıl Bir Yol Izlenmelidir?

ZeberusZeberus doğrulanmış üyedir.

(¯´•._.• Webmaster •._.•´¯)
Yönetici
Katılım
27 Aralık 2022
Mesajlar
342.240
Çözümler
4
Tepkime puanı
641
Puan
113
Yaş
36
Konum
Adana
Web sitesi
forumsitesi.com.tr
Credits
1.439
Meslek
Webmaster
Harika bir soru. Bu, İslam düşünce tarihinde İmam Gazâlî'den İbn Rüşd'e kadar pek çok büyük alimin üzerinde durduğu temel bir meseledir. İslam'ın ana akım görüşü, bu iki bilgi kaynağı arasında nasıl bir denge kurulması gerektiği konusunda net bir çerçeve sunar.



Akıl ve Vahiy Arasında Gerçek Bir Çelişki Olabilir mi?



Bu sorunun temel cevabı, İslam alimlerinin büyük çoğunluğuna göre "Hayır, olamaz" şeklindedir. Bunun arkasındaki mantık şudur:

  1. Kaynakların Birliği: İslam inancına göre hem aklı yaratan hem de vahyi indiren aynı kaynaktır: Allah. Kâinatı ve içindeki fiziksel kanunları (akıl bunları keşfeder) yaratan Allah ile, insana yol göstermek için Kur'an'ı (vahyi) indiren Allah aynıdır. Mutlak ilim ve hikmet sahibi olan Allah'ın kendisiyle çelişmesi, yarattığı düzen ile gönderdiği mesaj arasında bir tutarsızlık bulunması düşünülemez.
  2. İki Farklı Ama Güvenilir Bilgi Kaynağı:
    • Akıl, Allah'ın insana verdiği, doğruyu yanlıştan ayırt etme, anlama, analiz etme ve sonuç çıkarma yeteneğidir. Allah, Kur'an'da sürekli olarak "Akletmez misiniz?", "Düşünmez misiniz?" diyerek aklı kullanmayı teşvik eder.
    • Vahiy ise, aklın tek başına ulaşamayacağı alanlarda insana yol gösteren ilahi bilgidir. Allah'ın zatı ve sıfatları, ahiret hayatı, ibadetlerin mahiyeti gibi metafizik (gayb) konuları bize vahiy bildirir.
Bu iki kaynak, birbiriyle çatışmak için değil, birbirini tamamlamak için vardır. Akıl bir göz ise, vahiy de o gözün görmesini sağlayan ışıktır. Işık olmadan göz göremez, göz olmadan da ışığın bir anlamı olmaz.



Peki, Neden Bazen Çelişki Var Gibi Görünür?



Görünen çelişkiler, kaynakların kendisinden değil, insanın o kaynakları anlama ve yorumlama biçiminden kaynaklanır. Muhtemel hata kaynakları şunlardır:

  • Aklın Hatalı veya Eksik Verisi: Bilimsel bir teori veya felsefi bir argüman, kesin ve mutlak bir doğru zannedilebilir. Ancak bilim tarihi, dün "kesin doğru" kabul edilen birçok teorinin bugün terk edildiğini göstermektedir. Dolayısıyla, vahyin kesin bir hükmü ile bilimin henüz ispatlanmamış veya değişken bir teorisi arasında görünen bir çelişki, aklın o anki verisinin eksikliğinden kaynaklanabilir.
  • Vahyin Yanlış Yorumlanması: Kur'an ayetleri veya hadisler, kendi bağlamından koparılarak, Arap dilinin incelikleri göz ardı edilerek veya mecazi anlamları lafzi olarak anlaşılarak yanlış yorumlanabilir. Bu durumda sorun vahyin kendisinde değil, onu yorumlayan insanın metodolojisindedir.
  • Aklın Kendi Alanının Dışına Çıkması: Akıl, fiziksel dünyayı ve gözlemlenebilir olguları anlamak için mükemmel bir araçtır. Ancak ruhun mahiyeti, kaderin sırrı, meleklerin yapısı gibi metafizik alanlarda tek başına hüküm veremez. Bu alanda vahye tabi olmak zorundadır. Aklın bu alanda vahiy ile çatışmaya çalışması, bir terazinin ağırlık yerine renkleri tartmaya çalışması gibi bir kategori hatasıdır.


Anlaşılmayan Konularda Nasıl Bir Yol İzlenmelidir?



Akıl ve vahiy arasında bir çelişki varmış gibi görünen veya anlaşılması zor olan bir konuyla karşılaşıldığında, müminin izlemesi gereken yol şudur:

  1. Önce Hüsn-ü Zan Etmek: İlk adım, "Burada bir çelişki var" demek yerine, "Benim anlayamadığım bir incelik ve hikmet var" diyerek konuya hüsn-ü zan ile yaklaşmaktır. Sorunun kaynaklarda değil, kendi anlama kapasitemizde veya bilgi eksikliğimizde olduğunu kabul etmek bir erdemdir.
  2. Vahyin Kesin Hükmünü Esas Almak: Özellikle iman esasları ve gayb alanıyla ilgili konularda, sahih (doğruluğu kesin) ve sarih (anlamı açık) olan bir vahiy bilgisi (ayet veya mütevatir hadis), aklın spekülatif yorumlarına ve teorilerine tercih edilir. Çünkü vahiy, mutlak bilenden gelen kesin bilgidir; akıl ise sınırlı bilenin yorumudur.
  3. Bilene Danışmak (Ehli Zikre Sormak): Konu, kendi başımıza çözemeyeceğimiz kadar karmaşık ise, o alanda uzmanlaşmış, ilim ve takva sahibi alimlere ("rasihûn fil-ilm") danışmak gerekir. Onlar, konunun inceliklerine, farklı yorumlarına ve tarihsel arka planına daha hakimdirler. Kur'an'ın emri de budur: "Eğer bilmiyorsanız, ilim sahiplerine (zikir ehline) sorun." (Nahl, 43).
  4. Araştırmak ve Okumak: Konuyla ilgili yazılmış tefsir, hadis şerhi ve kelam kitaplarına başvurarak meselenin nasıl ele alındığını araştırmak, aceleci bir hükme varmayı engeller.
  5. Tevakkuf Etmek ve İlimi Allah'a Havale Etmek: Tüm bu çabalara rağmen konu tam olarak anlaşılamıyorsa ve zihin mutmain olmuyorsa, en doğru tavır tevakkuf etmek, yani kesin bir yargıda bulunmaktan kaçınmaktır. "Benim aklım bunu tam kavramadı, ama Allah ve Resûlü en doğrusunu bilir. Bunda benim bilmediğim bir hikmet vardır" diyerek ilmi Allah'a havale etmek, imanın ve teslimiyetin gereğidir. Bu, cehalet değil, kendi sınırlarımızı bilme bilgeliğidir.
Özetle, İslam, akla ve düşünmeye büyük önem verir ancak onu tek mutlak doğru kaynağı olarak görmez. Akıl ve vahiy, uyum içinde çalışan iki kanat gibidir. Çelişki gibi görünen durumlarda aceleci bir inkâra veya körü körüne bir kabule sapmadan, ilmi bir metodoloji ve alçakgönüllü bir teslimiyet ile hareket etmek en doğru yoldur.
 
  1. Konular

    1. 1.280.301
  2. Mesajlar

    1. 1.676.628
  3. Kullanıcılar

    1. 31.573
  4. Son üye

Geri
Üst Alt